Rasyonel Sayılar

26/1/2009 · Kategori: Matematik

Doğal Sayılar "N" =  { 0,1,2,3..... }
Tam Sayılar "Z" =  { -3,-2,-1,0,+1,+2,+3..... }
Rasyonel Sayılar "Q" =  { ab€Z   a/b    ( b asla 0 olamaz )
 € = Elemanıdır
                                           N€Z€Q

NOT : Her doğal sayı ve tam sayı paydası 1 olan birer rasyonel sayıdır.

                            RASYONEL SAYILARI SADELEŞTİRME
 
 Arkadaşlar genel olarak rasyonel sayılarda cevabı bulduğunuz zaman o cevabı şıklarda görmeyebilirsiniz.Bu Sbs'de sık rastlanan bir olaydır.Bunun nedeni şıklarda cevabın sadeleştirilmiş bir şekilde verilmiş olmasıdır.Eğer e.b.o.b. veya e.k.o.k. yönetimini biliyorsak elimizdeki kesiri çok kolay bir şekilde sadeleştirebiliriz.

Örnekler :  
Payı 12 paydası 24 olan bir rasyonel sayı yani 12/24 kesrini sadeleştirmek istersek onların en büyük ortak katını yani e.b.o.b. unu ararız.12'yi en fazla 12'ye bölebiliriz.Payı 12'ye bölersek paydayıda 12'ye bölmek zorundayız.24'ü 12'ye bölersek 24 : 12 = 2 olur.12 : 12 = 1 olur.Kesrimiz en sade halini alır ve kesir 1/2 şeklinde olur.Cevabımızı bulmuşuzdur.
  
   35/49 =
   =35 : 7 = 5
   =49 : 7 = 7
   =5/7
   
   81/108 =
   =81 : 9 = 9
   =108 : 9 = 12
   =9/12

   36/92 =
   =36 : 2 = 18
   =92 : 2 = 46
   =18/46  veya
   =36 : 4 = 9
   =92 : 4 = 13
   =9/13 bu sonuç daha sade olduğu için bu çözüm daha doğrudur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

LaLe Devri ( 1718-1730 )

26/1/2009 · Kategori: Sosyal Bilgiler

Osmanlı'da batılılaşmanın başladığı Avrupa'nın örnek alınmaya başladığı dönemdir.12 yıl süren bu dönemde savaş yapılmamış barış ve lüks içerisinde yaşanmıştır.Döneme ismini veren "Lale Çiçeği"dir.
    
    • Lale Devri'ni Sadrazam Nevşehir'li Damat İbrahim Paşa başlatmıştır.Bu dönemde saraylar,yalılar,parklar ve kütüphaneler yapılmıştır.Askeri alanda yenilik yapılmamıştır.

    • Lale Devri'ndeki en önemli yenilik matbaadır.Matbaa 1727 yılında İbrahim Mütefferika ve Sait Efendi tarafından getirilmiştir.

       DİĞER YENİLİKLER

1-) İtfaiye örgütü kuruldu.
2-) İlk çiçek aşısı yapıldı.
3-)
İstanbul'da kağıt ve kumaş fabrikası açıldı.
4-) Çini atölyeleri kuruldu.
5-) Avrupa başkentlerine geçici elçilikler açıldı.
6-) Doğu klasikleri Türkçe'ye çevrildi.

        • Lale Devri Patrona Halil isyanıyla son bulmuştur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şubat Ayı Neden Kısadır ?

29/2/2008 · Kategori: Matematik

Bilimsel Olarak

 

    1 - Her yıl 365 gün 6 saattir.

 

    2 - Bu 6 saat 4 yılda bir ( 6x4 ) 24 saat yapar.

 

    3 -  Bu 24 saat Şubat'a eklenir ve Şubat 4 senede bir 29 çeker.

 

Başka Bir Deyişle

 

 

         Julıet Sezar (temmuz ayı demek julıet) kendi adını taşıyan ayın yani Temmuz Ayının önemli ve

 

büyük olmasını ister.Şubat'tan bir gün alarak Temmuz'a ekler.Temmuz normalde 30 çekerken 31

 

çeker.Başka bir komutansa kendi adını taşıyan Ağustos ayının büyük olmasını ister ve o da

 

Şubat'tan bir gün alarak Ağustos'a ekler.

 

    ------------------------------------------------------------------------------------------

 

                              "     Siz istediğiniz bilgiyi kullanabilirsiniz.     "

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Atasözleri

26/1/2008 · Kategori: Turk_e-Edebiyat

                                               ATASÖZÜ'NÜN TANIMI

 Türk Dil Kurumu'nun Tanımı: Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz, darbımesel.

 Atasözleri bir toplumun duygu, düşünce inanç ve kültür yapısını yansıtır. Atasözlerinin kim tarafından ne zaman söylendiği bilinmez. Yani atasözleri anonimdir. Bu sözler topluma mâl olmuş, toplum tarafından benimsenmiş ve yüzyılların düşünce ve mantık isteminden geçerek günümüze ulaşmış kısa ve özlü sözlerdir. Atasözleri, bir düşünce açıklanırken ya da savunulurken tanık olarak da gösterilirler.

Atasözleri, halkın yalnızca ortak duygu ve düşüncelerini değil ortak dil zevkini de yansıtır.

                                                                Türkçe'de Atasözü

Türkçede atasözleri biçim ve anlam özelliklerine göre şu şekilde sınıflandırılır:

Biçim Özellikleri

Atasözleri, biçim yönünden diğer yazı türlerine göre farklı özellikler gösterir. Öykü, roman, şiir, deneme gibi yazı türleri pek çok cümlenin bir araya gelmesi ve anlam yönünden bütünleşmesiyle oluşur. Buna karşın atasözleri genellikle bir, en fazla iki cümleden oluşur. Bütün duygu ve düşünceler bu tek cümleye sığdırılır. Bu cümleler kişiden kişiye değişmez. Halkın ortak malıdır ve halk tarafından aynı biçimde söylenir. Atasözlerinde biçim özellikleri şu başlıklar altında toplanabilir:

Atasözlerinde Kalıplaşma

Atasözleri bir toplumun ortak kullandığı kalıplaşmış sözlerdir. Bu nedenle herhangi bir kimse, atasözlerindeki sözcükleri ya da sözcüklerin sırasını değiştiremez. Örneğin "Dikensiz gül olmaz." atasözü "Gül dikensiz olmaz" şeklinde söylenemez. "Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür" atasözündeki "kaz" kelimesi yerine "ördek" veya "horoz" denmez. Bunun nedeni, atasözlerinin bir kişinin değil, bütün toplumun ortak malı olması ve o toplumun düşünce ve dil zevkini yansıtmasıdır.

Ancak, bazı atasözleri tarihsel süreç içinde değişikliğe uğramıştır.
Örnek: "Ayağını yorganına göre köskıl." → "Ayağını yorganına göre uzat." Bu atasözündeki "köskıl" kelimesinin yerine günümüzde "uzat" kelimesi kullanılmaktadır. Tarih boyunca dilde ve kültürde oluşan değişmeler atasözlerine de yansımıştır.

Kalıplaşmanın bir istisnası da bir atasözünün farklı bölgelerde değişik şekillerde söylenmesidir.

Örnek: Mum dibine ışık vermez. → "Çıra dibi karanlık olur"
Örnek: Er ekmeği er kursağında kalmaz. → Er lokması er kursağında kalmaz.

Örneklerdeki gibi bazı atasözlerinde, hem sözcüklerin sırası hem de sözcükler değişebilmektedir. Ancak, bu değişiklik kişiden kişiye değil bölgeden bölgeyedir. Bu durum, atasözlerinin tarihsel süreç içinde ve farklı bölgelerde değişikliğe uğrayabildiğini gösterir.
 
Cümle Türlerine Göre Atasözleri

Türkçede bulunan bütün cümle türlerine atasözlerinde de rastlanır. Atasözleri kısa ve özlü sözler olduğu için genelde bir-iki cümleden oluşur. Daha uzun cümlelerden oluşan Türk atasözlerinin sayısı azdır. Atasözlerinde kullanılan cümle türleri şu şekilde sıralanabilir:

Yalın Cümle

Atasözlerinin çoğu yalın cümle biçimindedir. İçinde sadece bir yargı bulunan atasözleri genellikle yalın cümleler biçiminde anlatılır.

Örnek: Ağaç kökünden yıkılır. / Aç köpek fırın duvarını deler. / Vakit nakittir.

Birleşik Cümle

İçinde iki yargı bulunan atasözleri genelde birleşik cümle biçiminde kurulur.

Örnek: Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar. / Erkek aslan aslan da, dişi aslan aslan değil mi? / Elin ağzı torba değil ki büzesin.

Devrik Cümle

Atasözlerinde şiirsel bir anlatıma özen gösterildiğinden pek çok atasözü devrik cümlelerle kurulmuştur.

Örnek: Gülme komşuna, gelir başına. / Besle kargayı, oysun gözünü. / Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.

Ad Cümleleriyle Kurulan Atasözleri

* Ad cümleleriyle kurulan atasözlerimde yüklem ad ya da ad soylu sözcüklerden oluşur.

Örnek: Almak kolay, ödemek güçtür. / Akıl için yol birdir. / İki el bir baş içindir.

* Ad cümleleriyle kurulan atasözlerinde var, yok sözcükleri ek eylem alarak yüklem olur.

Örnek: Kalpten kalbe yol vardır. / Ölümen öte köye köy yoktur.

* Ad cümleleriyle kurulan atasözlerinin çoğunda ek eylem -dır söylenmez. Bu durumda genellikle herhangi bir anlam kaybı söz konusu olmaz.

Örnek: Can cümleden aziz. / Hizmetçi kırarsa şuç, hanım kırarsa kaza.

Eylem Cümleleriyle Kurulan Atasözleri

* Eylem cümleleriyle kurulan atasözlerinde yüklem eylem olur. Eylem cümlesiyle kurulan atasözlerinin sayısı ad cümlesiyle kurulanlara nazaran daha çoktur.

Örnek: Can boğazdan gelir. / Zorla güzellik olmaz. / İki at bir kazığa bağlanmaz.

* Bazı atasözlerinde eylem söylenmez. Anlam kendiliğinden ortaya çıkar.

Örnek: Ata arpa, yiğide pilav. / Bakarsan bağ, bakmazsan dağ.

Ek Eylemle Kurulan Atasözleri

Bazı atasözleri ek eylemle kurulurlar.

Örnek: Akıl için yol birdir. / Yiğidin malı
 
Atasözlerinde Kipler

Atasözleri, uzun tarihî bir süreçte oluştuğu ve çağlar boyu geçerli olduğu için genellikle geniş zaman kipiyle kurulmuştur. Doğrudan öğüt veren atasözlerinde emir kipinin kullanıldığı görülmektedir. yküleme ya da rivayet biçiminde söylenen atasözlerinde belirsiz geçmiş zaman kipinin kullanıldığı görülür. Belirli geçmiş zaman ve şimdiki zaman kipleriyle kurulmuş atasözü sayısı oldukça azdır.

* Geniş Zaman Kipiyle Kurulmuş Atasözleri: Ağır kazan geç kaynar. / Bir başa bir göz yeter. / Boş çuval ayakta durmaz.
* Belirsiz Geçmiş Zaman Fiiliyle Kurulmuş Atasözleri: İnsanoğlu çiğ süt emmiş. / Yaş yetmiş, iş bitmiş. / Yılan sokan uyumuş, aç kalan uyumamış.
* Soru Kipiyle Kurulmuş Atasözleri: Akıl olmayınca ne yapsın sakal? / Tok ne bilir aç hâlinden? / Her sakallıyı baban mı sanırsın?
* İstek Kipiyle Kurulmuş Atasözleri: Ağır git ki yol alasın. / Sabah ola, hayır ola. / Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.
* Emir Kipiyle Kurulmuş Atasözleri: Baş kes, yaş kesme. / Önce düşün, sonra söyle. / Bin bilsen de bir bilene danış.
 
Atasözlerinin Anlam Özellikleri

Atasözleri belli bir toplumun ve/veya bütüm insanlığın yaşam felsefesidir. İnsanlarda bulunan sevgi, kıskançlık, bencillik, dostluk, düşmanlık gibi duyguşar evrenseldir. Bu nedenle bu duyguları yansıtan atasözleri de evrensel olarak kabul edilmektedir. Dünyada pek çok ulusun kullandığı atasözleri karşılaştırıldığında, bu atasözlerinin pek çoğunun aynı ya da benzer olduğu görülmüştür. Atasözleri evrensel değerler yanında bir ulusa özgü kültürel değerleri de yansıtır. Örneğin "Gözden ırak olan, gönülden ırak olur", "Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur", "Vakit nakittir" gibi atasözleri evrenseldir. Bunlara benzer atasözlerini bütün dilerde bulmak mümkündür. "Osmanlı, tavşanı araba ile avlar", "Türk'ün aklı aldadır" gibi atasözleri ise ulusaldır. Bunlara benzeyen atasözleri bir ulusun kültürünü yansıtır.

Atasözlerinin konulara çoğu zaman kullanıldıkları bölgeye ve ülkeye göre değişiklikler gösterir. Türk toplumunda tarih boyunca askerlik ve çiftçilik önemli olduğu için at, it, kurt, koyun, silah ve yiğitlik konusunda Türkçe'de pek çok atasözü vardır. Buna karşın Alman atasözlerinde daha çok ayı, kartal gibi Almanya'nın sembolü haline gelmiş konulara yer verilir. Bu nedenlerle, atasözlerinde evrensel ve toplumsal düzen ile bu düzendeki iyi, kötü bütün özellikler görülür.
 
Atasözlerinde Anlam Aktarması ve Somutlaştırma

Atasözlerinin çoğunda sözcükler kendi anlamlarında kullanılmaz. Cümleler kurulurken genelde konular somutlaştırılır. Kısa ve özlü bir anlatımla konu daha güzel, etkili ve çarpıcı biçimde sunulur. Genellikle sözcükler benzetme, örnekleme yoluyla başka anlamlarda kullanılarak anlatıma şiirsel bir güzellik katılır. Bazı atasözlerinin dizeler ve beyitler biçiminde oluşu, halkın atasözlerinde şiirsel anlatıma verdiği önemi gösterir.

Örnekler:

"Sakla samanı, gelir zamanı" atasözünde saman sözcüğü gerçek anlamında kullanılmamıştır. Bu atasözünde, en değersiz şeylerin bile saklandığı zaman günün birinde işe yarayabileceği belirtilmektedir.

"Yuvayı dişi kuş yapar" atasözünde ev düzeni ile ilgilenen kadın, yuvayı yapan dişi kuşa benzetilmiştir. Dolayısıyla dişi kuş sözcük öbeği kadın sözcüğünün yerine kullanılmıştır.

"Koyun can derdinde, kasap et derdinde" atasözünde koyun sözcüğü büyük sıkıntılar içinde çırpınan insanı, kasap sözcüğü bu insanın düştüğü kötü durumdan yararlanmak isteyen ya da yalnızca kendi çıkarını düşünen kimseleri temsil etmektedir.

"Aç köpek fırın duvarını deler" atasözünde aç bir insanın neler yapabileceği etkili biçimde anlatılmaktadır.
 
Konularına Göre Atasözleri 
 

Atasözlerini birkaç konuyla sınırlandırmak mümkün değildir. İnsan yaşamında yer alan doğum, ölüm, evlilik, arkadaşlık, dostluk, düşmanlık, hırsızlık, gelin, kaynana, ana-baba vb. dahil her şey atasözlerinin konularını oluşturur.

Atasözlerinin genel konusu yaşamın temel kuralları ve toplumda uyulması gereken temel ilkelerdir. Bu kural ve ilkelere uymayan kimselerin zarar görürdüklerine inanılır. Atasözleri başarılı, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için insanlara genel uyarılarda bulunur; verdikleri öğütlerle yaşamın temel kural ve ilkelerinin bilinmesine yardımcı olurlar.
 
                                        Birbirleriyle Çelişkili Atasözleri
 

Evrendeki her şeyin zıddıyla varolduğu olgusu atasözlerine de yansımıştır. Olumlu öğütlerin yanısıra, yalnızca çıkara yönelik olumsuz öğütler veren atasözleri de vardır. "Devletin malı deniz, yemeyen keriz" atasözü bunun örneklerinden birisidir.

Çelişkili atasözleri, ayrıca, toplumda ayrı düşünen grupları ve bu gruplar arasındaki ayrılıkları/çelşkileri ortaya koymaktadır.

Örnekler:

* "Biri yer biri bakar; kıyamet ondan kopar" atasözü kişileri yoksul kimselere yardım etmeye teşvik ederken "Aç yanından kaç" atasözü bunun tersini öğütlemektedir.
* "Derdini söylemeyen derman bulamaz" atasözü kişileri derterini dostlarıyla paylaşmaya teşvik ederken "Sırrını verme dostuna o da söyler dostuna" atasözü bunun aksini savunmaktadır.
* Her koyun kendi bacağından asılır. / Kurunun yanında yaş da yanar.
* İyi insan lafının üstüne gelirmiş. / İti an çomağı hazırla.
* Taşıma suyla değirmen dönmez. / Damlaya damlaya göl olur.
* Zorla güzellik olmaz. / Zora dağ dayanmaz.
 
                                           Atasözleri ve Deyimler

Atasözleri ve deyimlerin birbirleriyle ortak ve birbirinden ayrılan bazı özellikleri vardır. Birbirleriyle ortak olan en önemli özellikleri, her ikisinin de toplum tarafından ortak olarak benimsenen ve kullanılan kalıplaşmış sözler olmalarıdır. Genellikle bu ortak özelliklerinden dolayı atasözleri ve deyimler birbirine karıştırılır. Oysa her ikisini birbirinden ayıran bazı önemli özellikler vardır:

Öğüt ve Yargı

Deyimler bir anlatım biçimidir. Bir kavramı en güzel, en etkili biçimde anlatmayı amaçlar. Bu nedenle de deyimlerde, atasözlerinde olduğu gibi bir öğüt verme ya da bilgece sözler söyleme çabası yoktur. Attan inip eşeğe binmek, etekleri zil çalmak, ok yaydan çıkmak, bin dereden su getirmek gibi deyimlerde herhangi bir öğüt veya yargı yoktur. Ancak, "Ağaç yaşken eğilir", "Ne ekersen onu biçersin" gibi atasözlerinde hem öğüt hem de yargı vardır. Deyimlerde ise genelde öğüt ve yargı bulunmaz. Atasözleri ile deyimleri birbirinden ayıran en önemli özellik budur.

Cümle Biçimindeki Atasözleri ve Deyimler

Bazı deyimler cümle biçimindedir. Cümle biçiminde olan bu deyimlerde yargı vardır. Bu nedenle atasözleri ile karıştırılabilir. Dağ fare doğurdu. / Delik büyük, yama küçük./ Yorgan gitti, kavga bitti. / Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş. gibi deyimlerde de yargı vardır, ama öğüt yoktur. Atasözleri ve deyimler arasındaki bir fark da değimlerin "öğüt" vermemesidir.

Atasözlerini Deyim Olarak Kullanma

Birçok atasözü deyim olarak da kullanılır. Ancak deyimler genelde atasözü olarak kullanılmazlar. "Ne ekersen onu biçersin." atasözü bir konuşma ya da yazıda "Hamdi ektiğini biçti." şeklinde kullanıldığında deyim haline dönüşür.

Örnek:

Ayağını yorganına göre uzat. (atasözü) → Ayağını yorganına göre uzatmak (deyim)
Doğmadık çocuğa don biçilmez. (atasözü) → Doğmadık çocuğa don biçmek (deyim)
İtle yatan, bitle kalkar. (atasözü) → İtle yatıp bitle kalkmak (deyim)
Aman diyene kılıç kalkmaz. (atasözü) → Aman diyene kılıç kaldırmak (deyim)

Atasözlerinin çoğu bir anlatım biçimine dönüştüğü zaman deyim olur.

Örnek:

Recep, ayağını yorganına göre uzatmadığı için iflas etti.
Otu çekip, köküne bakmadan, yani adamın ailesini iyice araştırmadan evlenirsen pişman olabilirsin.

Hem Atasözü Hem Deyim Olarak Kullanılan Sözler

Bazı sözler hem atasözü hem de deyim özelliği taşır. Ancak bunların sayıları oldukça azdır. Aşağıda örnek olarak verilen sözler öğüt olarak kullanıldıklarında atasözü, konuşma biçimi olarak kullanıldıklarında deyim olur:

Üzümünü ye, bağını sorma.
Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?
Çamsakızı çoban armağanı.
Atın ölümü arpadan olsun.

Atasözü ve Deyimlerde Eylem Çekimi

Deyimler genellikle büyük eylem çekimlerine girer. Bu bakımdan atasözlerine nazaran çok daha fazla esneklik gösterirler. Oysa atasözlerinde bu esneklik yoktur. Atasözleri genellikle şimdiki zaman, belirli geçmiş zaman ve gelecek zaman kipiyle kurulurlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Uygur Alfabesi

26/1/2008 · Kategori: Turk_e-Edebiyat

Göktürk Kağanlığı`nın 744 tarihinde yıkılmasıyla onun yerine geçen Uygur egemenliği dönemi kültürel etkinlikler ve gelişmeler yönünden İslam öncesi Türk tarihinin en parlak ve dikkate değer dönemini oluşturur. Çin, Hint ve İran kültürlerinin de etkisiyle kültür hayatına öncelik, renk ve hareketlilik getiren Uygurlar, kağıdı ve matbaayı da alıp kullanmışlardır. Bu arada kullanılagelen Göktürk yazısını bırakarak kendilerine özgü yeni bir alfabe düzenlemişlerdir.Uygur alfabesi, Sogd kökenli olup, bazı değişikliklerle Türkçe`ye uygulanmıştı.

Bu alfabenin ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak saptanamamaktadır. Bugün için bilinen, bu yazı ile yazılmış en eski metinlerin IX. yüzyıl sonlarına ait olduklarıdır. Buna karşın, söz konusu alfabe Uygurların siyasal varlıklarını yitirmelerinden sonra da yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. Türklerin İslamiyete geçişleri ve Arap kökenli yeni bir alfabenin kabulünden sonra da Türkistan ve Kırım`daki Türk devletlerinde bu alfabe varlığını koruyabilmiştir. Timur İmparntorluğu ve onun kollarında Uygur yazısının kullanıldığı bilinmektedir.

Ebu Said Mirza`nın 1468`de Uzun Hasan’a gönderdigil bitik -mektup- Uygur harfleriyle yazılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu`nda da sarayda Uygurca bilen kâtipler vardı ve Orta Asya`daki Türk hükümdarlarına gönderilen mektuplarla kimi yarlıkları bunlar yazıyorlardı. Örneğin, Fatih Mehmet`in Otlukbeli Savaşı`ndan sonra Özbek Hanına gönderdiği zafername Uygur alfabesiyle yazılmıştı. Böylece Orta Asya Türkleri arasında olduğu kadar Osmanlı merkez yönetiminde de geçerliliğini koruduğu anlaşılan Uygur alfabesi, varlığını bir süre daha devam ettirmiş ve 18. yüzyılda tamamıyla unutulmuştur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::